NAME HABER Yazarı, Araştırmacı-Yazar Kubilay Aktaş'tan "Allah'ın ipine sımsıkı sarıl" başlıklı yeni yazı


Açıklama: İşte yazının tamamı...
Kategori: Siyaset
Eklenme Tarihi: 13Ocak2018
Geçerli Tarih: 19Kasım2018, 02:11
Site: Haber Sitem
URL: http://www.habersitelerim.com/hbrstlrm/haber/5943-siyaset-name-haber-yazari-arastirmaci-yazar-kubilay-aktast.html


NUR-U MUHAMMEDΒNİN MAKAMI başlangıçla sonun kesiştiği yerdir. Mim harfinin yukarısındaki daireyle aşağı inen kuyruk arası... Başlangıç ve son birlenirse, artık hem aşağı inebilir, hem de yukarı çıkabilirsiniz. Daireyi tamamladıktan sonra aşağıya inersiniz talipleri yukarı çıkarmak için. İmamın sarığı gibi... İmam, sarığı yedi defa başına dolar. Yedi basamaklı nefis merdiveninden yukarıya çıkmış, çıkış tamamlanmıştır. Sonra sarığın bir ucunu aşağıya sarkıtır. Sarkan yer, orası rahmet merdivenidir, omurga kısmı. Müritler oradan şerefeye, üst bilince çıkarlar (mirac).
 
Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Âl-i İmrân,
 
Omurgayı dik tutmak; kıyama kaldırmak, namazı ikame etmek... Hayat merdivenden çıkmaktır. Namaz beden tohumu içindeki ilmi açmaktır, oradan anlayışın doğmasıdır. Alt bilinçten dairesel, sezgisel alana yolculuktur seyr-i sülûk. Bu miracı tamamlayan bilir. Bilen rahat eder. Çünkü düğümleri çözülmüştür. Büyü (ilizyon) bozulmuştur. Kalp aynasındaki fotoğrafları (geçmişin ve geleceğin izlerini) temizlemiştir ve yaşayan seyirdedir; rüyalarında değil.
 
Mirac; mirini, yüzünü aç. Yüzündeki maskeleri temizlemen (kendinle yüzleşmen), gerçek benliğini görmendir. Temizlenmiş halin kişilik değil, bireyselliktir. Kişilik, bilinçaltı ve kollektif bilincin ürünüdür. Kişiliği sonradan edinirsin. Geçmiş ve geleceğin yanılsamasıdır. O maskedir, sahtedir. Bireysellik, ilahî olanın sana özel, senden yansımasıdır. Kişilik toplumsal, bireysellik (ferdiyet) ilahî olan boyutundur.
 
Buz nevinden olan kimliklerini, okyanus içinde eritirsen; bir daha özdeşleşmezsin. Ve özdeşleşmezsen o kimlikleri bilinç aracılığıyla ister kullanır, ister kullanmazsın. Böylece aktörün üstüne rol yapışmamış olur. O zaman aktör olduğunu bilerek oyunu oynarsın. Nefes alabilirsin. Yani O’nun nefesi olursun. İlahî nefha... Nefes almak dirilmektir.
 
 Biz ney gibiyiz.  Bize üfleyen, bizi dirilten sensin Allah’ım. Hz. Mevlana Adem’e ruhumdan üfledim. Hicr, 29 ve Sad,
 
 Her daim üfleyeni fark edersiniz. Üfleyeni fark etmek uyanmaktır. Bir şeylerin, sana rağmen olmasının farkındalığı... O zaman ne olur? İzleyen bilincinde yansıyan tekvine (yaratıma) şahit olursun. Celcelutiye kasidesinde bir bab var: “Allah’ım, Hu esması ile bütün düğümlerimizi çöz.” Binlerce kişilik senden çözülürse ferdiyete mazhar olursun.
 
HERŞEYDEN GEÇTİN, PEKİ YA KENDİNDEN?
 
 Özneden-nesneye gidişi anlıyoruz. Tamam, bunda sorun yok. Bu, doğal süreç... Enerji dışarı akar. Otomatik evrim (tekamül) budur. Ancak büyük devrim onun yeniden özneye dönmesini sağlamaktır. O’ndan geldiniz, O’na döneceksiniz. Farkındalığını nesneden-özneye döndürmüş kişi hamde, mü şahedeye geçişin kapısındadır. Özneyi nesnelerden çözebilirsin ki, miraç sürecinde bu çözülmeler yaşandı. Cehennemlerden geçti. Cennetlerden geçti. Peygamberlerden geçti. Hiçbirinde öznesini takılı bırakmadı, orada takılı kalmadı.
 
Gözü (özü) ne kaydı ne de sınırı aştı. Necm, 17
 
Nefsine (nesnesine) bakarak öz beni onunla sınırlamadı. Onu fena (fanî basiret) gözüyle gördü. Ondan perdelenmedi. Bu olanlardan sonra, kendinden de çözülünce yani Cebrail’den, yani kullî aklından da çözülünce, olan (cemalullah) oldu. Her şeyden geçtin. Peki ya kendinden? İşte Cebrail, Mu hammed”in (a.s.m) kullî aklını temsil eder. Kendinden geçiş ve öze dönüşü... Cemalullah noktası... Ayrımsızlık dünyası... Ayrımsızlık dünyasından yapılan eylemin kendisi latîftir, ilahî sanatı açığa çıkarmaktır ve bunu adı kulluktur.
 
 KULLUK BİLİNCİYLE DİRİLMİŞ KİŞİ ÖZGÜRDÜR
 
 Özgürlük olgunluktur, erdemdir. Sahte özgürlük hamlık, nefsin hamallığıdır. Sorumluluğu üstünüze alabilirseniz özgür olmaya adım atabilirsiniz. Özgürlük konusunda; “Siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir” hadisi size cesaret verebilir. Bütünle yaşamanın adıdır özgürlük. Ego ve yansıması olan ve onu besleyen nesnelerden çözülmüş kişi kuldur. Sadece nesnelerden değil kendinden de çözülmüş… Öznenin içinde, bütünü bulduğu ve o bütünle yaşamını serimlediği için Ferd esmasına mazhar oldu. Artık o biriciktir. Tüm birlikleri kendinde bir bütün olarak gördüğü için biriciktir. (Ehadiyet) İradesini; böyle sonsuz bir ilme bağladığı için, kudrete dair işler onun üstünden yapılabilir. Tekvin sıfatına, yaratıma mazhar olabilir. Hakkın tutan eli, gören gözü, işiten kulağı olur. Celcelutiye’de tepe çakrasına bakar Ferd esması. Sembolü yıldızdır. Pentagram’dır.
 
İbn-i Arabî: “Kul marifette (Allah’ı bilmede) öyle bir bilince ulaşır ki, sistemin işleyişine tesir edecek kudrete sahiptir, ama kulluğundaki bilinçle kadere teslim olur. Ekstra müdahaleden kaçınır” der. Dikkat edin. Hz. Muhammed (a.s.m) istese anında sana meyve verdirtir ama, sen buna hazır mısın? Hormonlu meyve tat vermez. Hep himmet isteme! Biraz gayret et, ayakların üstünde durmayı öğren. Beden olan bu ağaçta İsa, yani ruh meyvesini vereceksin.
 
“Her birimiz bir Meryemiz, içimizdeki İsa’yı doğurmalıyız” derken Mevlana bilinci kastediyordu.
 
VARLIĞIN ‘MİM’ İLE BİLİNMESİ
 
Bu mim üzerine çok tefekkür edilir. Hamd, şifa bu mim’dedir. İncire ve zeytine ve o güvenilir beldeye and olsun ki,  biz insanı en güzel şekilde yarattık. Tin, 1-4
 
 Mim tıpkı sperme (incir çekirdeği) benzer. Kuyruğunu, yani omurgayı hareket ettirirsen (ibadet; kıyam, rükû, secde ile) yumurtayı (zeytin), gelişim sağlayacağın yuvanı bulursun. İşte o zaman o güvenilir beldeye gelirsin. Güvenilir belde; Allah işlerine şahit olduğun nokta... Öyle bir belde ki, ne göz görmüş, ne kulak işitmiş. Oradan zigot, yani ruh çıkar. İşte insan-ı kâmil en güzel kıvamda yaratılmıştır. O, ahlak-ı Muhammedî’dir. Sen de bilincinde bunu anlar ve cehd edersen, güvenli beldeye davet edilirsin, güvenli belde zanlarından kurtulmuş halindir. O zaman yeryüzü mescit olur. Her yerin akışta, her şeyin zikirde olduğuna şahit olursun. Inna lillahi ve inna ileyhi raciun. Yani “O’ndan geldiniz, O’na döneceksiniz” Akış ile şifa aynı. Yani, alem senin üstünden, yeniden ve yeniden inşâ edilmekte. Nesne içinde kaybolmaz özneye gelirsin. Özneden de geçersen Hakk’a raci olursun. Nesne de, özne de senin zannın...
 
 Hz. Gaybî öyle der: “Geçerler dünyadan (nesneden) ve ahiretten (özneden), daim derler hu hu…” Aslına rücû... Namaz ve salat bağlantıya geçmektir. Yuvayla yuvadan kopmuş olanlar arasında köprüdür namaz. Köprüyle karşı kıyıya geçersin. Tadil-î erkân ile köprü sağlamlaşır, huşu ile de geçişleri yaparsın. Köprü sağlam olursa yuvaya ulaşırsın. Yuvaya ulaştık, namaza devam mı? Her an yeni yeni yuvalar var bu alemde. Yolculuk, içi rahat olanlara keyif verir. Geziyorsunuz on sekiz bin âlemi. Yolculuğun (âlemlerin) sonu yok ki namaz bitsin. Namaz sadece anladığınız namaz degil. O da dahil olmak üzere nice namazlar var, köprüler var bu macera (seyir) içinde…
 
Âlemler sayısınca namazlar var. Aşkın namazı ayrı, sohbetin ayrı, ilmin namazı ayrı, hayatın namazı ayrı… Oruç sadece mideyi yemeğe kapalı tutmak değildir. “Yakîn sana gelinceye kadar ibadete devam et” der ayette. Yakîn, ölüm diye tefsir edilir. Ölüm dönüşümdür. Ölüm geldiği yani hayattan ölüme, ölümden de hayata geçebilecek yetkinliğe ulaştığınız zaman daimi namazdasınızdır. Her haliniz namaz olur. Kozmos olursun. Daha önce kaostun, şimdi kozmos oldun. Bu sefer sen kılmazsın, o seni kılar. “Kıl beni ey namaz” denilir. Oraya gidinceye kadar kıl. Karşı kıyıyla burayı, ikisini de birleştirmiş, ayrımsızlığı deneyimlemiş olursun. O da 11 (hüd hüd) sayısı ile temsil edilir ki, iki basamağı da bir’lemiş. Zahirî de batını da bir eylemiş. O zaman “Perde-i gayb açılsa yakînim değişmeyecek” dersin Hz. Ali gibi. Perdeler açılsa imanımda artma veya azalma olmayacak, çünkü o iman kemâl makamındadır.
 
AYDINLANMA BİLİNÇLİ İSYANDIR
 
 Gölgenin güneşi gösterdiğini, güneşin de kendini gölge ile bildirdiğini biliyorum demek ki. Muhammed (a.s.m) ümmeti için çok cömertti. O kendisinde yaşadığı bütün güzellikleri ümmetinin de yaşamasını Allah’tan diledi. “Bendeki sırdan ümmetime de ver” dedi “ümmeti, ümmeti”  duasıyla. Muhammed (a.s.m) ne kadar kabul edilmiş ve değerliyse, onun (a.s.m) duasıyla sen de değerli ve kabul edilmiş olansın... Bunu bilerek yaşa… Fark şu: O (a.s.m) bunu biliyordu. Sen ise şu an için bilmiyorsun ve bilmeni de istemeyen, üstünden beslenen koca kurumlar ve o kurumları devam ettiren egon var. Neden istemiyorlar? Çünkü onlar da bilmiyorlar senin gibi... Veya hissediyorlar ama, korkuyorlar senin gibi. Her şey sana bağlı. Belki de böyle olmasını sen istiyorsun. Birey olmadığın için bildiğin kölelik daha güvenli gelir. Batınına ayine olursan, orada Nur-u Muhammedî (a.s.m) görünür. “Allah göklerin ve yerin nurudur” ayeti hayatındaki açılımdır. Cesur adımlar atsan sana olacak olandır. İnanç değildir, bilmektir. Bilinçdışı katmanlardaki tüm kabuklarından kurtulmandır. Bilinçli isyandır. Otomatik evrim değil âleminde bilinçli devrimdir. Seni bağlayan tüm zincirlerin kopması, putların kırılmasıdır. Karanlıkların aydınlığa çevrilmesidir. Metaforik olarak deve, toplumdur. Sorgulamadan teslim olan robot ve kölelerin ismidir.
 
 Onların çoğuna uyacak olsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka şeye tâbi olmaz,  yalandan başka söz söylemezler. Enam, 116
 
Aslan ise sendeki sorgulayan bilinçtir, iradeni kullanmandır. Çocuk ise masumiyet, Muhammediyet’tir. Devenin içindeki aslanın uyanışıdır aydınlanma. Aslanın aslan olarak kalması sorunludur, deve gibi onun da çözülmesi lazım. Aslan ancak ahlak-ı Muhammedî ile ruh çocuğuna dönüşür.
 
KUBİLAY AKTAŞ - NAME HABER
 
namehaber.com/yazi/kubilay-aktas/13066